Kronobiyoloji
- Anasayfa
- Kronobiyoloji
Kronobiyoloji
Kronobiyoloji, beynin üst kiyazmatik çekirdek bölgesinin ışıkla olan ilişkisi üzerine yapılan çalışmalarla başlıyor. Sürekli çevreyle etkileşim halinde olduğumuzdan dolayı gün boyunca ışık retinaya çarpıyor ve retina üst kiyazmatik çekirdeğe sürekli ışık ile ilgili bilgiler içeren sinyaller gönderiyor. Bu sinyaller sayesinde üst kiyazmatik çekirdek epifiz ve hipofiz bezine sürekli bilgi veriyor ve böylece vücut sıcaklığı, kan basıncı gibi fizyolojik olayları düzenleyen melatonin ve kortizol gibi hormonlar vücuda salgılanıyor.
Kronobiyoloji ve Uyku
Sirkadiyen sistem merkezi vücudun hemen hemen tüm diğer dokularında bulunan bir dizi periferik saatlerden oluşur. Merkezi saat; kortizol, melatonin ve sinaptik projeksiyonlar ile metabolizmayı düzenler. Periferik dokular ise bu sinyalleri ışık, uyku, fiziksel aktivite ve beslenme gibi çevresel ve davranışsal faktörlerle metabolizmayı düzenli bir hale getirebilmek için kendi ritimleriyle bütünleştirirler. Bu sinyallerin başında gelen ışık ve uyku sistem için elzemdir.
Uyku; insanlarda enerjinin korunmasını, otomatik işlevleri, davranışı, bilişsel işlevleri ve hücre içi mekanizmaları kontrol eden sinir sisteminin gelişim ve onarımını sağlayan bir süreç olup biyolojik yapının birçok bileşeni ile ilişkilidir. Güneşin batması ile başlayan melatonin salgılanması ve uyku –uyanıklık ritmi olmak üzere, bazı hormonların salgılanması, vücut ısısı ve iştahın düzenlenmesi sağlanır. Uyku-uyanıklık ritminin içsel ve dışsal döngüler arasındaki dengesizliklere bağlı olarak devamlı bozulması, oluşan bu bozukluğun aşırı uykululuk ve uykusuzluk gibi sorunlara neden olması birçok hastalığı da beraberinde getirir. Bu durum organizmayı ruhsal ve fiziksel açıdan olumsuz etkiler.
Sirkadyen Ritim Uyku Bozukluklarına Ne Sebep Olur ?
- Işığa maruz kalma
- Geceleri kafein almak
- Birden fazla zaman diliminde seyahat etmek
- Gece yarısı yapılan sosyal aktiviteler
- Fiziksel aktivite seviyeleri
- Tıbbi durumlar
- Düzenli olarak alkol veya kafein içmek
- Geceleri TV ve akıllı telefon gibi cihazları kullanmak
- Bazı ilaçlar
- Stres
- Ruh sağlığı koşulları
- Beyin hasarı,bunama, kafa yaralanmaları gibi sağlık durumları
- Kötü uyku alışkanlıkları
- Gece geç saatlerde yemek yemek veya içmek
- Rahat bir uyku alanına sahip olmamak
- Günün doğal ışığına ve karanlık saatlerine aykırı gece veya düzensiz saatlerle çalışma vardiyaları
Kronobiyoloji ve Beslenme
Krono-Nütrisyon vücudumuzun ritmine uygun olarak beslenme planımızı düzenlemek ve sağlıklı bir beslenme alışkanlığı oluşturmak demektir. Bu bağlamda gün içerisinde beslenmeyle ilişkili bedenimizde oluşan değişiklikleri bilmek önemlidir. Krono-Nütrisyon bir zayıflama programı değildir.
Krono-Nütrisyon enerji durumunu doğrudan etkiler. Obezite, diyabet gibi sağlık sorunlarının oluşumunda etkilidirler.Metabolizma üzerinde etkili olan birçok hormon sirkadiyen ritimde salgılanmaktadır. Sirkadiyen ritminiz herhangi bir nedenle bozulduğunda, beyninizin besin emilimi için gerekli olan amilaz ve pepsin gibi sindirim enzimlerini üretme yeteneğiniz de dahil olmak üzere birçok önemli işlevi kontrol eden bölümünü etkileyebilir. Bu işlevler kesintiye uğrarsa, yiyecekleri düzgün bir şekilde parçalama yeteneğinizi etkiler ve olmasanız bile aç hissetmenize yol açar, bu da kilo alımına ve diğer sağlık sorunlarına yol açabilir. Yeme ve uyku alışkanlıklarınızı vücudunuzun doğal eğilimleriyle uyumlu hale getirmek, biyo-bireyselliğinizi veya vücudunuzun sahip olduğu belirli beslenme ve yaşam tarzı ihtiyaçlarını onurlandırmanın bir yoludur.
Kronobiyoloji ve Su Tüketimi
Kanın yüzde 92’si, kemiklerin yüzde 22’si, beynin ve kasların yüzde 75’i sudur. Hiçbir sıvı suyun yerini tutmaz. Beynin susama sinyallerini başka bir içecekle tatmin etmeden önce su içilmesi gerekir. Çay, kahve, bitki çayları gibi içecekler vücuttan su attığı için suyun yerine tüketilmemelidir. Vücut fonksiyonlarının çalışmasında, metabolizmanın dengesinin sağlanmasında ve vücutta pek çok biyokimyasal reaksiyonunun gerçekleşmesinde su, son derece önemli bir rol oynamaktadır.
- Besinlerin sindirimi, emilimi ve hücrelere taşınmasında su en önemli unsurdur,
- Organların düzenli çalışmasında,
- Metabolizma sonucu oluşan zararlı maddelerin taşınması ve vücuttan atılmasında,
- Sindirim sisteminin düzenli çalışmasında,
- Vücut ısısının denetiminin sağlanmasında bir nevi ısı dengeleyici olarak,
- Eklemlerin kayganlığının sağlanmasında etkilidir.
- Günün doğal ışığına ve karanlık saatlerine aykırı gece veya düzensiz saatlerle çalışma vardiyaları
Vücudun su tüketimine olan ihtiyacı bazı özel durumlarda daha da artar. Örneğin; bağırsak enfeksiyonlarında, besin zehirlenmelerinde, ishal ve kusma gibi durumlarda sodyum ve potasyum kayıpları çoğalır. Bu kayıpları karşılamak için su tüketiminin daha da artırılması gerekir. Sağlıklı bir yetişkinin kilo başına her gün yaklaşık 35 ml su içmesi gerekir. Günde ne kadar su içmeniz gerektiği kilo ve yaşın yanı sıra beslenmeye, aktivite düzeyine ve iklime de dayanır.
Kronobiyoloji ve Spor
Sirkadiyen ritim, kan basıncı, vücut sıcaklığı, hormon düzeyleri ve kalp hızı gibi vücut fonksiyonlarını etkiler. Bunlar egzersiz için vücudun hazır bir duruma gelmesinde ana rol oynar. Yürüyüşe çıkarken de spor salonuna giderken de vücut saatinin bilinmesi ve bir rehber olarak kullanılması gerekir. Kronobiyolojiye göre saat 17:00’de vücut en verimli dolaşım sistemi ve kas gücüne sahiptir. 17:00-19:00 saatleri arasında vücut sıcaklığı en yüksek seviyede olduğu için yağ yakımı daha hızlı olacaktır. Rastgele saatlerde yani düzensiz bir şekilde spor yapanların egzersiz yapmayı bırakması daha olasıdır. Bedenin dinlemeye geçmesi gereken saatlerde yapılan egzersiz sistemin uyumunu bozar. Uykuya geçmeden önce beden kendini hazırlamaya başlar. Vücut ısısını ve nabzını düşürür. Egzersiz ise nabzı yükseltir ve vücut ısısını artırır. Bu durum insanda uyku sorunlarına yol açar ve melatonin salınımını bozar. Ayrıca egzersizle sirkadiyen ritmin düzenlenmesi beyin işlevini geliştirmede, nörolojik hastalıkları önlemede, kronik stres ve bilişsel gerilemenin etkilerine karşı koymada, yaşam kalitesini koruyabilmede, kardivasküler hastalıkların önlenmesinde ve hormonal dengenin sağlanmasında önemli bir tedavi yöntemi olarak düşünülmekdir.